AHMED
DAVUDOĞLU
115 NOLU
HADİSİN ŞERHİ:
Nevevi'nin beyanına göre
hadîs ilmini bilmeyenler: «Bu hadîsin isnadını Müslim lüzumsuz uzatmış; halbuki
böyle yerlerde gerek' kendisinin gerekse sair muhaddislerin âdeti silsileyi
kısaltarak: — Hammad ile Abbâd'dan, onlarda Ebû Cemre'den, o da İbni Abbas'-dan
naklen rivayet olunmuştur, demektir, şeklinde bir iddia da ortaya atabilirler*
Fakat bu iddia bir vehimden ibarettir. Çünkü muhaddisîerin iki rivayeti
birleştirmesi ancak râvilerin sözü birbirlerinin ayni olduğu zamandır. Burada
öyle değildir. Hammâdın Ebû Cemre'den rivayetinde: — İbni Abbâs'tan işittim, denilmiş; Abbâd'ın
Ebû Cemre'den rivayetinde ise;
— İbni Abbâs'tan rivayet
olunmuştur, ifâdesi kullanılmıştır. Binaenaleyh her iki râvinin rivayetini
olduğu gibi zikretmek gerekir. İmam Müslim bu gibi inceliklere son derece
dikkat eder.» Nevevi , talebeninde dikkatli olmasını tenbih etmektedir.
Bu hadîsi Buhâri,
Müslim, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesaî muhtelif yerlerde tahric etmişlerdir.
Vefd: Mühim şeyler
görüşmek üzere büyüklerin huzuruna gönderilmek için seçilen cemâattir. Müfredi
(Vâfid) tir. Bazılarına göre vefd denebilnek için uzaklardan gelmiş olmaları
şarttır. Yakından gelenlere vefd denilmez.
Abdülkays kabileleri
içinde Nebi (S.A.V.'e ilk gelen hey'et budur ve Mekke 'nin fethedildiği sene
gelmiştir. Hey'e-tin başında el-Eşeccü'l -Aşarî lâkabını taşıyan el-Münir b.
Âiz bulunuyordu. Bunların kaç kişi oldukları ihtilaflıdır. Bir rivayette on
dört, diğer bir rivayete göre on üç süvari imişler. Kırk kişi oldukları dahi
rivayet olunmaktadır. Hatta hadîsin muhtelif rivayetleri bir araya getirilince
ayni hey'ete dahil olanların sayısı kırk beşe yükselmektedir. Binaenaleyh
muayyen bir aded üzerinde durmak sahih görülmemektedir. Zâten Buhârî ile Müs1im
bu sebebten hadîsi muayyen bir adedle tahriç etmemişlerdir.
Bu hey'etin Nebi
(S.A.V.)'e gelmesinin sebebi şudur: Münkız b. Hayyan namında bir zât câhiliyyet
devrinde Medine'ye ticaret malları getirirdi. Bu işe hicreti Nebiy (S.A.V.)'den
sonra da devam etti. Bir gün Münkız bir yerde otururken yanından Resulullah
(S.A.V.) geçti. Münkız onu görünce hemen ayağa kalktı. Nebi (S.A.V.) kendisine
iltifatta bulundu; ve kavminin hal'ü şanını sordu. Sonra eşraf takımının birer
birer isimlerini söyleyerek ne vaziyette olduklarını sordu. Bunun üzerine
Münkız (R.A.) derhal müslüman oldu; ve Fatiha ile Alâk sûrelerini öğrendi.
Bilâhare Hecer tarafına gitti. Resulullah (S.A.V.) onunla Abdülkays
kabilelerine bir mektup gönderdi. Münkız (R,A.) mektubu götürdü. Ve bir kaç
zaman yanında gizledi ise de sonra karısı onu buldu. Münkız'm karısı el-Münzir
b. Âiz'in yani Nebi (S.A.V.) 'e gelen hey'etin reisi el-Eşecc'in kızı idi. Hz.
Münkız (R.A.) namaz kılar; Kur'an okurdu. Karısı bundan kuşkulan-nııştı.
Keyfiyeti babasına açarak;
«Kocam Medine'den geleli
esrarengiz bir hâl aldı. Ellerini ayaklarını yıkıyor — Kıbleyi göstererek — şu
tarafa dönüyor; ve kimi belini eğiltiyor; kimi yere kapanıyor. Oradan geleli
âdeti budur.» dedi. Bunun üzerine babası, Hz. Münkız (R.A.) ile buluştu; ve bu
meseleyi görüştüler. Neticede E ş e c c 'in kalbine islâmiyyet yerleşti. Sonra
Resulullah (S.A.V.)'in mektubunu kavmine götürdü. Mektubu kendilerine okuyunca
hepsi müslüman oldular; ve Resulullah (S.A.V.)'in yanma gitmeye ittifak
ettiler. Evvela mevzu'u bahsimiz heyet yola çıktı.
Bunlar Medine'ye yaklaşınca Nebi
(S.A.V.) yanındakilere:
-Size çarklıların en
hayırlısı olan Abdülkays heyeti içlerinde el-Eşeccü'i-Asari olduğu halde
ahîdlerini bozmadan, değiştirmeden ve şüpheye düşmeden gelmiştir...» buyurarak
onların geldiklerini haber verdi.
Gelen hey'etin
kendilerini Rabia kabilesinden diye takdim etmeleri Abdülkays, Rabia
kabilesinin bir dalı olduğundandır. Bunlar Bahreyn taraflarında yaşarlardı.
Kendileriyle Medine arasında Mudar kabilesi bulunuyordu. Mudar kabilesi aslında
Rabia'nın kardeşi olmakla beraber henüz müşrik idiler. Bu sebebten Rabia'lılar
kolay kolay Medine'ye gidemiyor; oraya gitmek için haram ayların gelmesini
bekliyorlardı. Çünkü kâfirler o aylara hürmeten onlarda harb etmezlerdi.
Müslümanlar da bundan bilistifade Medine-i
Münevvere'ye Resulullah (S.A.V.)'in yanma giderlerdi. Hadîsdeki:
cümlesinde nahiv ilmine
göre ihtisas vardır. Mansub oluşu bundandır, Cümle:
«Bizler, şu kabile, Rabîamn bir kolu-yuz.»
takdirindedir.
Hayy: aslında kabilenin oturduğu
yerin ismi yani mahalledir. Sonra bu isim kabileye verilmiştir.
terkibindeki izafet Küfe
ulemasına göre mevsufu sıfatına izafet kabîlindendir. Bu onlara göre
caizdir. Fakat Basra 'lılara göre caiz değildir. Onlara göre burada cümlede mahzuf
vardır. Terkib:
«Haram olan vaktin ayı»
takdirindedir. Buradaki terkibde şehr kelimesi müfred kullanılmışsa da maksad
cins itibariyle bütün haram aylardır. Nitekim bazı rivayetler:
«Haram ayları» diye
cem'i suretinde' zikredilmiştir.
Haram ayları: Zülka'de,
Züîhicce, Muharrem ve Receb'tir. Bu hususta ulemanın ittifakı vardır. Yalnız bu
ayların nasıl sayılacağında ihtilâf etmişlerdir. Bazılarına göre Muharrem'den
başlayarak Receb, Zülka'de ve Züîhicce denilir. Medinellier Zülka'de'den
başlayarak Züîhicce, Muharrem ve Receb diye sayarlar. Ekseri ulemanın bu kavli
tercih ettikleri söylenir.
Haram aylarda harbetmek
tâ Hz. İbrahim (A.S.) zamanında haram kılınmıştır. Bu tahrîm îslâmiyetin ilk
zamanalrına kadar devam etmiş; nihayet Receb ayında harp helâl kılınmış;
diğerlerinde yine haram olarak kalmıştır. Hatta bazılarına göre Receb ayında
bile haramdır. Bunun sırrı, emniyeti sağlamaktır.
FAİDE: Arabî aylardan
yalnız Muharrem'in başına harf-i ta'rîf getirilerek el-Muharrem denilmiştir.
Diğerleri harf-i ta'rifsiz kullanılırlar. Keza aylardan üçü yani Ramazan,
Rebîülevvel ve Rebiülâhir şehr kelimesinin izâfetiyle Şehr-u Ramazan ilâh...
şeklinde kullanılır.
Şehr : ay demektir. Aya
bu ismin verilmesi ma'lûm ve meşhur olmasındandır. Bu hadîsi gerek Müslim
gerekse Buhari muhtelif lâfızlarla rivayet
etmişlerdir. Hatta bazı rivayetlerde
hacc, bazılarında oruç zikredilmemiştir. Bunları müşkil sayanlar olmuşsa da
ehl-i tahkik ulemaya göre burada işkâl yoktur. Asıl işkâl Resulullah (S.A.V.) : «Size dört şey
emrediyorum» buyurmuş olduğu halde ekseri rivayetlerde beş şey
zikredilmesindedir. Ulema bu müşküle muhtelif cevaplar vermişlerdir. Mezkûr
cevaplar içinde en ziyade kabule şayan olanı îbnİ Battal'in
Sahih-i Buharı şerhinde verdiği şu cevaptır :
* «Resulullah (S.A.V.)
onlara va'dettiği dört şeyi emir buyurmuş; sonra ayrıca bir beşinciyi yani
beşte bir meselesini ziyade etmiştir. Çünkü gelen hey'et Mudar kâfirlerine
komşu yaşıyorlardı. Bu sebebten hepsi cengâver ve ehl-i ganimet kimselerdi.»
Ebu Amr İbni Salâh dahi
buna yakın izahatta bulunmuşve şöyle demiştir: Nebi (S.A.V.)'in o hey'ete
tekrar imânı emretmesi, söyleyeceği dört şeyi anlatmak ve onları imân diye
tavsif etmek içindir. Ondan sonra dört şeyi: iki şehâdet, namaz, zekât ve
oruçla tefsir buyurmuştur.»
Görülüyor ki bu hadîs,
islâmın beş temel üzerine kurulduğunu ifade eden hadîse ve Cibril hadîsinde
islâmın beş şeyle tefsir edilmesine muvafıktır. İslama iman da denilebüdiği;
imanla islâmın. bazen ayni ma'naya hazan da ayrı manalara geldikleri yukarıda
görülmüştü.
İbni Salâh
bundan sonra hulasaten şunları söyler : «Bu hadîsde haccın
zikredilmemesi o zaman henüz hacc farz kılınmadığındandır denilmiştir. Fakat
ayni rivayette orucun zikredilmemesi ravinin ihmalindendir. Yâni Nebi (S.A.V.)'den sâdır olma ihtilaftan değil,
râvîlerin belleyiş ve zabıt hususundaki farklardan doğan ihtilaftandır. «Ganimetin beşte birini vermeniz...» ta'biri üzerine ma'tuf değildir. Zira bu
takdirde va'dedilen dört şey beş olmuş olur. O ancak: üzerine atfedilir. Ve bu
suretle dört şeye izafe ve ilâve edilmiş olur. Yani size dört şeyi ve bir de
beşte bir meselesini emrediyorum, demek olur. Hadîsin bu cümlesi ganimet
mallarınm beştebirini vermenin farzolduğunu ifade etmektedir. Bu bâbtaki
tafsilât inşallah yeri gelince verilecektir.
Dübbâ', hantem, nakir ve
mukayyerden nehiy buyurulmasma gelince:
Dübhâ': Kuru kabaktan
yapılan kaptır.
Hantem: Yeşil küpler
demektir. Müfredi hanteme gelir. Ekseriyetle lügat, hadîs ve fıkıh ulemasının
kavli budur. Diğer bir kavle göre her nevi' küplere hantem derler. Abdullah b,
Ömer'le Said b. Cübeyr ve Ebu
Seleme hazerâtı bu manaya
kaildirler.
Üçüncü bir kavle göre
hantem, Mısır 'dan getirilen içleri ziftli küplerdir. Bu ta'rif Hz. Enes b. Mâlik
(R.A.) ile İbni Ebî Leylâ 'dan rivayet olunmuştur. Hatta İbni Ebî Leylâ bu
küplerin kırmızı olduklarını söylemiştir. Dördüncü kavil Hz. Âişe (R.A.)'dan
rivayet olunmuştur. Buna göre hantem, boğazlan yan taraflarında olan kırmızı
küplerdir, ki bunlarla Mısır 'dan şarap getirilir. Beşinci kavil yine İbni Ebî
Leylâ 'dan mervîdir. Bu kavle göre hantem, ağızları yan taraflarında bulunan
küplerdir, ki bunlarla Tâif 'ten şarap getirilir. Halk bu küplere şıra koyar:
onu şarabrt koku-turlardı. Altıncı kavle göre hantem kılla karışık kan ve
çamurdan yapılan küplerdir. Bu kavil Ata 'dan rivayet olunmuştur. Hantem
hususunda daha başka kaviller de vardır.
Nakîr : Hadîsin son
rivayetinde İzah olunduğu vecihle içi oyulmuş hurma kütüğünden yapılan kaptır.
Mukayyer : Ziftli kap
demektir. Buna müzeffet de derler. Bu dört nevî' kabın yasak edilmesinden
murâd, onlara şıra koymamaktır. Çünkü kap eskiden içtiği şarabı şıraya kusacağı
için böyle kaplara konulan şıralar da necis olur. Ve şer'an mal olmaktan çıkar.
İşte mevzu'u bahis kaplar bu suretle mal itlafına ve şıra zannıyle şarap içmeye
sebeb olacakları için kullanılmaları yasak edilmiştir. Deriden yapılan kaplara
ise şıra koymak yasak değildir. Zira deriden yapılan tulumlar ince oldukları
için içindeki şıranın şarap olduğu kolay anlaşılır. Hatta içindeki şıra şarap
olunca ekseriya bu gibi kaplar patlarlarmış.
Ancak bu yasak sadrı
islâmda bir müddet hüküm ferma olduktan sonra Büreyde hadîsi ile
neshedilmiştir. Ebu Hanife ile Şafii'nin ve cumhuru ulemanın kavli budur. Hattâbi:
«Nesha kail olmak en
doğru sözdür.» demiş; ve bazı ulemanın hâla tahrimin bakî olduğuna kail
bulunduklarını söyledikten sonra imam Mâlik ile imam Ahmed b. Hanbel ve
İshak'ında bunlar arasında olduğunu beyan etmiştir. Tahrim, İbni'Abbas ile ibni
Ömer (R.A.)'dan da rivayet olunur.